Makale

TÜMÜ

Ermeni Meselesi

Yazar: Mehmet GÖKSEL

Ermeniler; diğer devletlerle derin sapık ilişkileri sonucu, ortaya iğrenç iddialar atmışlardır. Yurdumuzun egemenliğini hedef alan akıl almaz suçlamalar bilinmelidir ki sonunda tazminat ve toprak istekleri, arkasındaki işbirlikçi devletlerce de desteklenecektir. Belki de sonu bilinmeyen bir uçuruma Türkiye'yi sürükleyecektir. Asırlardır aynı toprakta kardeşçe birlikte yaşayan ama en zayıf anında yaşadığı insanları arkadan vuran Ermeniler kimdir.

 

Ermeniler kimdir?
M.Ö Doğu Anadolu bölgesine "Armanu" yada "Armenia" denilmekteydi. Öyle sanılıyor ki Ermeniler, M.Ö. 8. yüzyılda vuku bulan Trak göçleri neticesinde Anadolu'ya gelmişler ve iki asır göçebe bir hayat yasadıktan sonra, Urartu Devletinin yıkılmasını fırsat bilerek gelip onların Armenia denilen topraklarına yerleşmişlerdi. Ermeniler kendilerine "Haiklar" derdi. Ermeniler çok sonradan bu ismi kullanmışlardır. Persler, hakimiyeti altında bulunan bu bölgede yaşayanlara "Armenia Bölgesinde oturanlar" anlamına "Ermeniler" ismini vermişti. Ermeni ismi böyle oluşmuştur. Ermeniler asırlarca bir devlet kurmaya çalışmışlar, uzun sürede çok da başarılı olamamışlar. İranlılar, Romalılar, Bizanslılar, Sasaniler, Araplar ve çeşitli Türk Beylikleri olmak üzere pek çok ulusla savaşan ve egemenliklerini yitiren Ermeniler, her şeye rağmen dillerini ve kültürlerini yaşatmayı becerebilmişlerdir.

 

Ermenilerin Türk Yurdunda Yaşaması
Ermeniler, Karakoyunlular'dan sonra Osmanlı hakimiyeti altına girmiş barış ve güvenlik içinde yıllarca yaşamıştır. Hatta Osmanlı imparatorluğu döneminde devletin üst kademelerinde kendilerine birçok görevler verilmiştir. Ancak, Tanzimat fermanı ile birlikte özellikle İngilizlerin ve Rusların destekleri ve kışkırtmalarıyla teşkilatlanmaya ve isyanlar çıkarmaya başladılar. Hınçak ve Taşnak Örgütlerini kurdular. Aslında çete olan bu örgütler, Doğu Anadolu'daki masum sivil halka akla hayale gelmedik işkence ve zulüm yapmıştır. Bu çetelerin amacı kendilerine göre "Büyük Ermenistan"ı kurmaktı. Arkalarında İngilizler vardı. Hatta İngilizler, Doğu Anadolu'ya pek çok ajan göndermiş, Türk Ulusu ve Ermeni halkları arasında hep ayrımcılık tohumları ekmişlerdir.

 

1. Dünya savaşında dost!! Ermeniler
Dış güçlerin yardımıyla oluşturulan Ermeni komiteler, memleketin her yerinde kulüpler ve kitaplıklar açmış, buralara devam eden kişilere Ermeni Tarihi ve Ermeni büyükleri hakkında bilgiler verilerek, Ermeni milliyetçiliği aşılanmaya çalışılmışlar. Utanmadan Türklüğe ve Türklere karşı Ermeni halkında nefret uyandıracak eserler yayınlamışlardır. Ermeni Patrikhanesi, dini yükümlülüğünü bir tarafa bırakıp, komitecilerin karargahı haline gelmiştir. Osmanlı Devleti´nin savaşa girmesiyle Anadolu´nun çeşitli yerlerinde gizli çalışmalar başlatıp savaşın kızıştığı anda gizliliği bırakıp, silahlı olarak karşımızda yer almışlardır. Birinci Dünya Savaşı´nda Osmanlı Devleti´nin savaştığı Rusya ile işbirliği yaparak taraf olan Ermeniler, gönüllü birlikler ve Ermeni alayları kurarak hem Rus ordusunda Osmanlı´ya karşı savaşmışlar, hem de Fransız ordusuna katılıp Fransız üniformasıyla Anadolu´nun işgalini hazırlamışlardır.

 

Tehcir
Haklı olarak; Osmanlı Hükümeti güvenliği sağlamak için yer değiştirme kararı aldı ve Ermeniler tehcir edildi. Sırtından vurulmamak için Ermeni vatandaşları savaş alanı dışına çıkaran hükümet bu insanları geçici olarak yine toprağı ve egemenlik alanı içinde bulunan Suriye ve Irak bölgesine nakletmiş, savaşın bitimiyle de eski yerlerine tekrar dönmelerini sağlamıştır. Ermeniler Doğu Anadolu'daki çarpışmalarda ve tehcir sırasında kayıplar vermiştir. Nedeni içimizde yaşamalarına rağmen bir anda bizi düşman ilan etmelerindendir. Savaştaki dönekliklerinden dolayı güvenlik ortamı ve zapt edilmesi mümkün olmayan şahsi kin ve öç alma duyguları çerçevesinde, göç ettirilen kafilelere bir takım saldırılarda bulunulmuştur. Ancak hükümet, bu durumu, elinden geldiği kadar önlemeye çalışmış ve sorumlu gördüğü saldırganlarla görevlerinde ihmali görülen muhafızları da en ağır şekilde cezalandırmıştır. Diğer taraftan, savaş günlerinin güç şartları; araç, yakıt, gıda, ilaç ve diğer imkânların yetersizliği, ağır iklim şartları, bir takım salgın hastalıkların meydana getirdiği tahribat da kayıpların sayısın artırmıştır. Cephelerde, 90.000 kişilik Osmanlı ordusu, soğuk ve hastalıktan kırılmıştır. Uzak bölgelerde, hatta başkent İstanbul'da bile, feci sıkıntılar çekilmiştir. Bu zor şartlardan, en az Ermeniler kadar Türklerde paylarını almışlardır.

 

Soykırım İddiaları
Ermeni propaganda ve teröristlerinin soykırım (jenosit) diye iddia ettikleri olayın gerçek yüzü bundan ibarettir. Kaldı ki, göç ettirilme sırasında, Ermenilerin kayıpları ile ilgili olarak verilen rakamlar bile, birbirine uymamaktadır. Örneğin ciddiyeti ile tanınan Encylopedia Britannica, 1918 yılı baskısında, tehcir sırasında ölen Ermeni sayısını 600.000 olarak yazmış iken, bu miktar, 1968 yılı baskısında 1.500.000 olarak gösterilmiştir. Ermeniler, tehcir sırasında Osmanlı ordusunun yüz binlerce Ermeni'ye soykırım uyguladığını iddia etmektedirler. Halbuki, gerçek bunun tamamen aksini ortaya koymaktadır. Özellikle Doğu Anadolu Bölgesinde yapılan kazılarda çok sayıda toplu mezarlar ortaya çıkarılmıştır ki, Müslüman Türklere ait olan bu mezarlar, Ermenilerin değil Türklerin soykırıma uğradığının en açık delillerindendir. O halde şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, Sözde Ermeni soykırım iddialarının gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. Soykırıma uğrayanlar Ermeniler değil, Türkler olmuştur.
Soykırımın ana şartı olan "Bir etnik grubu kimliğinden ötürü yok etmek" gibi bir düşünce Osmanlı´da hakim olmuş olsaydı, bu işe ilk önce Osmanlı meclisinden başlar ve daha sonra ülkenin önemli bankacı ve teknokrat kesiminin hedef alırdı. Ayrıca soykırım yapmak gibi bir düşüncesi olan bir devlet bu insanların göçüne izin vermezdi. Oldukları yerde işlerini bitirirdi. 
Tehcir sırasında olanlar, ihanete uğramış ve en yakınlarını kaybetmiş bir halkın buna neden olanlardan acısını çıkarmasıydı. Almanların yaptığı gibi soykırım olsaydı, bu topraklardan bir adet bile Ermeni sınırlar dışına çıkamaz ve Cumhuriyet devrinde azınlık vatandaş olarak bu topraklarda yaşayamazlardı.


Cumhuriyet Döneminde Ermeniler
1923'te Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu yeni Türkiye Cumhuriyetinde Ermeniler resmen azınlık statüsüne geçtiler. Kilise, okul, hastane, yetimhane gibi Ermeni kurumlarının bağlı olduğu tüm vakıflar, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün denetimine geçirildi. Ermeni cemaati Kurucu Meclis'e olduğu gibi, daha sonraki yıllarda bir süre T.B.M.M.'ye de milletvekilleri gönderdi.
Bakınız Mustafa Kemal Atatürk; 1 Mart 1922 - TBMM Üçüncü Toplanma Yılı Açış Konuşmasında aynen şunları demektedir. "Ermeni meselesi denilen ve Ermeni milletinin gerçek çıkarlarından ziyade dünya kapitalistlerinin ekonomik çıkarlarına göre halledilmek istenen mesele, Kars Antlaşması'yla en doğru çözüm şeklini buldu. Asırlardan beri dostane yaşayan iki çalışkan halkın dostluk bağları memnuniyetle tekrar kuruldu."
Tüm bu iyi niyetlere rağmen; 1975 yılında ASALA gizli örgütü kuruldu. "Ermenistan'ın Özgürlüğü için Gizli Ermeni Ordusu" anlamına gelir. (İngilizce: "Armenian Secret Army for the Liberation of Armenia") tamlamasının kısaltmasıdır. Bağımsız bir Ermenistan'ın kurulması ve 1915 yılında gerçekleştiği iddia edilen Ermeni soykırımının kabul ettirilmesi için çalışmıştır. Fransa ve Yunanistan Asala'nın üsleri olmuştur. Bu terör örgütü yıllarca değerli devlet adamları ve düşünürleri öldürmüştür.

 

Sonuç olarak; 
Ermenilerden niçin özür dilenmemesi aksine asıl sırttan vuranların özür dilemesi gereğini sözde bizim aydınlarımız anlamamış olabilir. Ermeniler, 1960'lı yıllarda öldürmeye başladıkları Türk diplomatları ve geniş çevresi için özür diliyorlar mı? Eğer özür dilenecekse Ayşe Kulin'in dediği gibi; "Ermeni vatandaşımız Hırant Dink'in ailesi ve cemaatinden olmalıdır. Öldürülen papazların aileleri ve cemaatleri, töre cinayetine kurban edilen yüzlerce genç kadın, okuma hakkı ellerinden alınan on binlerce kız çocuğu, Sivas'da yakılan aydınlar, bir türlü ibadet haklarına kavuşamayan Aleviler, dillerini hâlâ serbestçe kullanamayan, kültürel haklarına sahip olamayan Kürtler, yerlerinden edilmiş Süryaniler, ayırımcılığa uğramış on binlerce vatandaşım, düşünce suçundan yıllarca hapis yatmış yazarım, çizerim, düşünürüm var. Bu yukarda saydığım suçların hepsi benim yaşam sürecimde işlendiği için, hepsinden ben de sorumluyum. Bu suçları işleyen ya da bu işleri düzeltemeyen hükümetlere benim yaşamım boyunca oy verildi. Vebali boynumdadır. Yukarda saydıklarımdan ve aceleden yazmayı unuttuğum daha nice suçtan sorumluyum. Utanç içindeyim. Huzurlarında yerlere kapanarak özür diliyorum."
Özellikle Gaziantepliler atalarından Ermenilerin savaşta neler yaptığını dinleyerek büyümüşlerdir. Ermenilerin Antep Savaşında yaptığı ihanet belgeleriyle sabitlenmiştir. Savaş sonrası ihanet içinde olanlarla birlikte yaşanabilir miydi? O günden bugüne Ermeniler ile Türk Halkının arasını açanlar, kendi çıkarları için bugün de boş durmayacaktır. Soykırımı kabul ettirerek isteklerine yavaş yavaş ulaşacaklardır. Onların bu tuzağına düşmemek gerek. İçimizdeki bazı "Aydınlar!" özür dilemek erdemliliğini göstererek onların ekmeklerine yağ sürmekte ve yakın zamanda ödenmesi istenecek tazminatlara ve toprak parçalarına zemin hazırlamaktadırlar.

 

Yukarda yazdıklarımı genişletebilirim. Veya siz istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz.. 
Bu Sayfa Benim özel diyeceklerim.. Uygun görülürse… sayfaya konabilir.
Uzun Çarşıda bir hanımız vardı. Yüzükçü Hanı.. O tarihlerde köylüler ürünlerini şehre hayvanlarla getirirlerdi. Sebze Hali Et Halinin arkasındaydı. Getirdikleri, sebze, yoğurt yağ, zeytin gibi ürünlerini orada ve Kale Altındaki pazara indirir, hayvanlarını bizim hana getirir, bırakırlardı. Şimdiki araba parkı gibi bir düzendi yani. Alış verişe gider, işleri bittiğinde de gelip hayvanlarını alarak köylerine dönerlerdi. Babam o hanın işletmeciliğini iki kişiye vermişti. Reşit Başkülekçi ve Ali Arpacı. Ali Arpacı'ya herkes Ali Ağa derdi. Ben de öyle derdim tabii.. Ayrı bir havası ve engin bir hoş görüsü vardı. Zaman zaman bana hayat hikayesini anlatırdı:
"Doğum tarihimi tam bilemiyorum. 1900 sıraları olsa gerek. Ben aslında Ağrılıyım. Ağrının Elaşkit kasabasına bağlı Müsürkân köyündenim. Çok net hatırlıyorum; Ermeni çeteleri sürekli o yörenin yerleşim merkezlerini basar, ganimet toplar ve en ufak karşı koymada gözlerini kırpmadan bizleri öldürürlerdi. Sonunda öyle bir hale geldi ki bir köyden bir köye gidemez olduk. Hiç huzurumuz ve güvenliğimiz kalmamıştı. Kars, Ağrı, Van, Erzurum yöre halkı Ermenilerce katledilmekteydiler. Hep bunları duyuyor kendi vatanımızda yaşayamama korkusuyla günleri geçiriyorduk. İşte bir gün kalabalık bir Ermeni çetesi köyü bastı ve kadın çocuk demeden herkesi öldürmeye başladı. Ben korkumdan divan gibi bir şeyin altına saklandım. Bir ara aile büyüklerimden biri beni gördü ve yanına alarak köyden ayrılan kafileye katıldık. Anam ve babam artık yoktu.

 

Kime sığınacağımızı bilemiyorduk. Ermenilerce herkesin yakınları öldürülmüştü. Komşu büyükleri falan bizi gözetiyordu. Kafile güneye doğru göçe başladı. Çok az hayvan vardı. Geri kalan yayan olarak yürüyorduk. Dağlar, geçit vermez tepeler ve soğuk zaten kafiledekilerin yarısını yolda öldürmüştü. Sonunda Siverek'e geldik. Orada yerleşmeye karar verdik. Üç sene sonra daha büyük yere gitmek ihtiyacı oluştu. Adıyaman'a geldik. Birkaç sene sonra ben Gaziantep'e geldim. Bir süre iş ararken babanla tanıştım. Beni sevmiş olacak ki hanın işletmeciliğini bana verdi." Rahmetli Ali Arpacı'nın anlattıklarından aklımda kalanlar bunlar. O soykırımı yaşayan canlı bir tanık idi.
Ya Antep Savaşı.. Adil Dai'nin bir ömür verip yazdıkları.. Yüz yıllardır komşumuz diye, bizden diye sevgiyi paylaştığımız Ermenilerin işgalcilerle birlikte olup yüzlerce Antepli'nin öldürülmesine neden olması…
İşgalcilerin, büyük Lider ATA'nın komutasında yurttan atılmasından sonra bu arkadan vuranların tehcirinde eziyet edilmiş bir kısmı öldürülmüş olabilir. Çiçeklerle mi gönderilecekti.. Rahmetli Ali Arpacı'nın anlattıkları ve savaşta yaşanılanlar. Tüm bunlardan sonra kimin kimden özür dilemesi gerek? Ben ancak bu uğurda şehit olanların aziz ruhlarından, halâ bunları tartıştığımız için özür dilerim. Haa… Ermeniler Türklere yaptığı ihaneti açıklar ve düşmanla işbirliğini itiraf ederek bizden özür dilerlerse biz de tehcir sırasında canı yanan Türklerin Ermenileri öldürdüğü için özür dileyebiliriz...

 

Gaziantepkulübü Derneği Üyesi Diş Hekimi
Mehmet GÖKSEL

Yorum yap



Barbaros ERTİLAV demiş ki:

Ermenileri destekleyen lobiler o kadar güçlü ki; sırf soykırım var dedirtebilmek için sözde aydın yazarlarımıza ödüller verdirip, çok okunan dergilerde bile yer verip, soykırım yaptık dediği için yılın seçkin insanlarından gösterebiliyorlar. Ancak okuduğum yazıda da olduğu gibi gerçekler dile getirilmeli, arkasında yatan beklentiler gözden kaçırılmamalıdır. Sayın Mehmet GÖKSEL'i kutluyorum.

Sponsorlar